Category Archives: Genel
Masum Aşk
Bir nesil var ki aşkı Türk filmlerinden öğrenmiş, masumluğuna inanan… “İnce hastalık” diye bir hastalığın varlığını, Hülya Koçyiğit’in öksürdüğü mendile baktığında gördüğü kan birikintisinden öğrenmiş, ve hastalıktan kurtulması için gerekli olan tek şeyin bir doktor değil Ediz Hun’a kavuşması olduğunu bilen. Aşkın başrolünde her zaman bir kişi olurdu, bir de olsa olsa onları ayırmak isteyen kötü genç. Asla iki kişi sevmezlerdi, “şu da kötü günlerde lazım olur, diye ikinci bir kişiye ümit vermezlerdi hiç.
Aşkı tüccarlıkla karıştırmazlardı, karşılıksız severlerdi. Sen seversen bende seni severim değildi onların arasındaki. Bir kişiyi severlerdi, kavuşamazlarsa hasta olur, kavuşunca sağlık bulurlardı. Sevgili koleksiyonları yoktu. Profilleri yoktu “ayna karşısında” çektirdikleri resimleri sergileyebilecekleri. Aşklarının felsefesi “2 salla 1 bağla, 3 salla 1 yat” değildi. (bayram namazı tarifi gibi oldu ama anlatılmak istenen, karşındakine 2 şey salla, onu kendine bağla, 3 şey daha salla, onunla yat.) Kendileri asildi, sevgileri gibi. Karşısındakine ipucu vermek için durumunu : evlenip boşanmış yapmazlardı. Her zorluğa göğüs gererlerdi ama skor yapma telaşesinden ya da çapkın olarak anılmak için değil. Karşısındakinin derdini dinler çözümlemek için uğraşırlardı, ondan faydalanmak değildi amaç.
Biz çok mu film izledik bilmiyorum ama imdat frenini çekiyorum ve bu treni terkediyorum. Mantık evliliği çıktı, psikolojiler bozuldu, gerçekten seviliyor muyuz? Ne için seviliyoruz? Ladese tutuşmak amacıyla bile eline kimseyi dokundurtmamış masum kişi,hakkında kötü düşünülür mü diye kafasındaki sorularla kendini yiyip bitirirken, tek gecelik aşklarla ekürisine karşı ezici bir üstünlük sağlamış hanım kızımız, kırmızı kuşağı takıp evleniyor, şimdi yeni trend siyah kuşak, artık onlar neyin ustasıdır düşünemiyorum bile… Karşısındaki insanla evlenmeyi düşünen bir genç, acaba benden önce diye sorularla geceleri uykularını kovalarken, sevdiği erkek bir başka tenle temas halinde “aşkım seni seviyorum” ile başlayan kısa mesajlar gönderiyor. Bu karmaşıklık içerisinde hadi gelin masum bir aşk arayın ve bulun. Sevin ve evlenin. Allah iyilerle karşılaştırsın ne diyelim…
Depremin Ardından
Deprem… Çok kısa bir sürede herşeyin yer değiştirebilmesi, korku ve ölüm! Ama deprem sonrası çok zorlu bir mücadele, alınları öpülesi kurtarma ekipleri ve onurlu insanlar, hepsini tek tek yaşayıp görebileceğiniz bir süreçtir.
İlk kez yaşandığında ne olduğuna anlam veremediğiniz bir sallantı, durduktan sonra ise yepyeni bir hayatın başlangıcı. Zenginin bir anda fakir olabileceği, çok sağlıklı bir insanın hayatını kaybedebileceği, yaşam dolu bir insanın tüm umutlarını kaybedebileceği ve belki en kötüsü hayatta tek başına kalınabilecek bir afet. Geçtiğimiz günlerde bir yenisini daha yaşadık ve kötü örneklerin bir tekrarı daha yaşandı, gizli saklı, haberimiz olmadan. Ama bu sefer bu kötülüklerin içinde ders alınacak olaylar yaşandı. Gölcük depreminde enkaz altında kalmış bir kadının kolundaki bilezikleri çalmak için kadının kolu kesilmişti bu kez bir enkaz içerisinde yüklü miktarda altın bulan bir genç vardı. Altının sahiplerini aramış ve vefat ettiklerini öğrenmiş. Nasıl olsa vefat etmişler ben alabilirim bu altınları dememiş ve yakın akrabalarını aramaya başlamış, sonunda onlara ulaşıp altınları teslim etmiş. Bunu neden yaptığını, nasıl böyle temiz kalabildiğini sorduklarında insanın ayak parmağındaki kanı beynine sıçratan ve gurur duyulası bir kaç kelamı: “Bu altınlar sahibine yar olmamış, bana hiç olur muydu abi” Bu insan hakkında nasıl kötü düşünebilirsiniz, önyargılarımızı tek vuruşta parçalamaya yetmez mi bu davranış, söz?
Deprem sonrası kenetlenme, atlanılmaması gereken bir konu ve bir bölgenin at gözlüğünden kurtulması. Bu acı günlerde bile gövde gösterisi yapmaya çalışan üç beş zibidiye, halkın demir yumruktan tepkisi. Bu deprem çok yuvayı yıktı, çok önyargıyı yıktı, çok kişiyi yalnız bıraktı, kalleşlerde yalnız kaldı, onurlu insan nasıl olur onuda gösterdi, komşu şehirden gelip deprem yardımlarından faydalanmaya çalışanıda, deprem çadırını alıp arabasına garaj yapanıda gösterdi, yardım teklif edildiğinde benim durumum iyi siz kötü durumdakilere bu yardımları ulaştırın diyenide. İyinin içerisindeki kötüyü kötünün içerisindeki iyiyi çıkardı meydana ve bazılarını çok rahatsız edecek şekilde bir süreç başlattı. Biz tek bayrak altında yaşamaktan gurur duyan bir milletiz ve bu kardeşliği bozabilecek hiçbir kozu kalmayan kalleşlerin çaresizlik içerisinde yenilgiyi kabullenişi. Kan döktüler kalleşçe; olmadı… Açlığı öne sürdüler; olmadı… Ayrımcılık dediler; o da olmadı. Hepsinin cevabını bu millet o kansız suratlarına çarparak verdi, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
Üzgünüz ama Bir Günlük Değil
Kansız bir sürüye karşı verdiğimiz onurlu mücadelede, kalbimiz sızlıyor ama kararlıyız, bu pislik temizlenecek. Ermeni dölleri,dinsiz,imansızlar; şanı yüce olan devlet ve milletimiz karşısında hiçbir zaman bir engel olamaz, kahpelik eninde sonunda layık olduğu yeri bulacak ve zafer, çocuklarını kına yakıp vatanına feda ederek askere yollayan anneleri olan, Türk Milletinin olacaktır. Acınız acımızdır ve bu acı asla birgünlük değildir. Sizin her doğum gününde,evlilik yıldönümünde, yeni yılda, bayramlarda yaşadığınız can kırıklığını bir bütün olarak hepimiz yaşıyoruz ve yaşayacağız ve o can kırıklığı uğruna biz bu dünyayı yakarız. Çevrenizde askerden kaçan, askere gitmemek için yurtdışına giden, bilinçli kilo alan, çürük raporu alan vb. hileler ile askerliğe kasti olarak gitmek istemeyenler bulunabilir ama hiç üzülmeyin bu vatan sahipsiz değildir, gerekirse biz bir daha vatani görevimizi yapmaya her zaman hazır ve gönüllüyüz. Bu ülke sahipsiz değildir içinizi rahat tutun. Tüm şehit annelerinin öpülesi ellerini kalbimize koyar, gurur ve acılarını paylaşırız. Ne Mutlu Türküm diyene…
Spor dostluk ve kardeşlik mi?
Şikenin gündemi resmi olarak sarsmasından sonra cereyan eden olaylar artık çoğumuzu futboldan soğuttu. Eskiden haftasonunu iple çekerken artık maçlar oynanmış mı oynanmamış mı umursamıyoruz bile, acaba bu maçında sonucu önceden belirlenmiş miydi diye içimizden geçmiyor değil.
Ne ilginç bir oyun şu futbol, bize neler öğretti. Sayesinde 40 bin kadının hep bir ağızdan nasıl küfür edeceğini, maçın oynanmadan skorunun belirlenebileceğini, mamalamak terimi ve saymak istemediğim bir sürü şey gördük. Sokak ortasında sadece farklı bir takım forması giyiyor diye bir taraftar dövüldü. Sanki o adam bu ülkenin vatandaşı değil, acaba sokaktan terörist kıyafetiyle birisi geçse ona aynı mualeme yapılır mıydı, tartışılır.
Ülkemizde insanlar takım tutmuyor, takımıyla ilişkiye giriyor ve onu namusu belliyor. Birisi bir laf söyledimi annesine laf gelmiş gibi içerliyor ve dolayısıyla kavgalar meydana geliyor. Sporun ilişkileri pekiştirmesi gerekirken bizi birbirimize düşman ediyor. Peki nerede yanlış yapılıyor, neden insanları kaynaştıramıyor diye düşünürsek insanımızın duyguları en uç noktalarda yaşama sevgisi ilk etken olarak karşımıza çıkıyor. Biz değil miyiz ki trafikte birisi el kol işareti yaptığında, aşağı indirip kavga eden, sevgilisi onu terk etti diye intihar eden. Nasıl futbol için sakinlik, huzur, hoşgörü bekleyebiliriz. Tezahurat yaparken bile “vur,kır,parçala, bu maçı kazan” demiyor muyuz.
Olması gereken şekilde bir futbol izleyicisi ve spor kulübü taraftarı olmak, bu ülkede biraz zor, galiba genlerimize aşırıcılık işlenmiş,vazgeçemiyoruz. İyi örnek olanlarıda içimize çekip asimile ediyoruz ki bir kere yoldan çıktıktan sonra iyi dediğiniz kişi bile çığırından çıkıyor, holiganlığın tadını alıyor, daha sonra vazgeçemiyor. Biz ancak müslümanız kardeşiz diyebiliriz, sporda kardeşliği düşünemiyorum.
Trafikte Bilinçlenme Hareketi
Malesef son dönemlerde ülkemizde trafik rezilleşti. Kiralık araba furyasının pohpohlamasıyla hat safhaya ulaşan trafik bilinçsizliği hepimizi tehdit ediyor. Bu konuya ülke olarak hassas davranmalı ve bir an önce bir çözüme kavuşturmalıyız yoksa çok canlar yanacak gibi görünüyor.
Kendisini tüm şeritlerin sahibi zannedenler, sarı ışık yandımı kendini kaybedenler, sinyal kolunu kullanmayanlar, makas atmanın maharet olduğunu düşünenler, cam açık şekilde yüksek sesle müzik dinleyenler, araç kullanırken cep telefonu kullanmayı farz belleyenler, emniyet kemeri sıkıyor abi diyenler, ön ve arka sis farını açmadan araç hareket ettirmeyenler, floresan lamba yakmış dolaşan çakma xenoncular, zart zurt korna çalanlar, bir kadehten birşey olmaz diyenler, girilmez levhasından tahrik olanlar vs. İlk bakışta aklıma gelen ihlaller. Trafik kurallarına uymak için neden hiç çaba sarfetmiyoruz, trafik kurallarına uyanlara kötü gözlemi bakıyorlar. İlla musibetin gelmesini beklememize gerek yok. Etrafınıza bir bakın ve kendinize gelin, bu bilinçsizliği bu ülke artık kaldırmıyor. Bir yerden düzelmeye başlamak gerekmiyor mu ?
Sabahları işimize giderken trafikte sinir krizleri geçiriyoruz, işe yerine varır varmaz pimi çekilmiş bomba misali patlayacak yer arıyoruz. En azından objektif bir şekilde kendimizi test etmeli ve hangi kurallara uymadığımızı belirlemeliyiz. Eksiklerimizi düzeltmeye derhal başlamalı, kesinlikle diğer insanların hiç bir kurala uymadığını bahane etmemeliyiz. Tamamen kurallara uymaya başladığımız zaman ise artık insanları kurallara uymaya mecbur bırakmalıyız. Her gördüğünüz kural ihlalini lütfen anında polise bildirin.Sol şeride geçmiş sollama yapacağım derken 3 km. kuyruk oluşturan kamyon gördüğünüzde, girilmez işareti olduğu halde o yolu kullanan bir araç karşınıza çıkarsa, insan hayatını tehlikeye sokacak hareketler yapan bir araca rastladığınızda, küfür etmeden önce hemen polisi arayıp, gittiği yönü ve plakasını verin. Bir şekilde insanlara trafik bilincini kazandırmalıyız ve ceza yemelerini sağlamamız eminim çok etkili olacaktır. Lütfen bu konuda çekinceli davranmayın, polisin işini yapmasına yardımcı olmak kötü birşey değildir.
Ve bayan şöförler, sizlerde lütfen şu işin eğitimini alın, doğru dürüst kullanmayı öğrenmeden lütfen yollara çıkmayın. Sürücü kurslarında bayanlara eğitim veren bayan eğitmenler bulun ve bu işte bayanların karşılaştıkları zorlukları birinci elden öğrenin. Araba kullanmak bu ülkede bayan olmaktan daha zor birşey değil, gözünüzde fazla büyütmeyin. Park etme konusuna girmek bile istemiyorum.
Araç kiralama şirketlerinin sunduğu “sen çarp abi biz sana hemen yenisini yollarız” sistemi de bir an önce elden geçirilmeli. Kiralık araç sürücülerinin bazı korkularının olması gerekiyor yoksa abuk subuk kullanmaya devam edecekler. Çünkü araç kendilerinin değil, kaza yapsalarda sorun değil. Ne kadar ahmakça bir düşünce fakat çoğu kiralık araç kullanan insanda bu düşünce mevcut. Mevcut sistemdeki bazı eksiklikler, bilinçsiz sürücülerle birleşince korkunç bir tablo meydana çıkıyor.
Minibüs,taksi ve otobüs şöförlerinden bahsetmek bile istemiyorum. Çünkü onlar her zaman haklı… Umarım bir gün kendilerine objektif bir gözle bakabilirler. Şu polise şikayet konusunda hassas davranmanızı rica ediyorum, belki biz bundan anlıyoruzdur, nerden bilebiliriz öyle değil mi ?
Telefon alırken SAR değerine dikkat edin
Cep telefonu alırken dikkat edilmesi gereken en önemli şey SAR değeri olmalıdır. Kullanıcılar arasında pek dikkate alınmayan SAR değeri, telefonu çok kullananlar için hayati riskler meydana getirmektedir.
Nedir SAR değeri, kısaca cep telefonunuzun yaydığı elektromanyetik güçtür. Telefon alacağım, SAR değeri kaç olmalı? diyorsanız bu konuda Radyasyondan Korunma Komisyonu (ICRP)’nun belirlediği bir değer var. 2W/kg, telefonunuzun SAR değeri 2w/kg.’dan ne kadar düşükse o kadar düşük radyasyon salınımı yapmaktadır yani düşük SAR değerli telefonlar tercih edilmelidir. Her ne kadar ICRP 2w/kg. altındaki telefonlara onay veriyorsada 1W/kg. üzerindeki telefonlara pek alıcı gözle bakmamamız menfaatimize olacaktır.
Evimiz, köşemiz bucağımız wireless’larla boğulmuş vaziyetteyken birde yüksek radyasyon yayan telefon kullanıp ömrümüzü kısaltmamıza gerek yok. Evinde küçük çocuk bulunanlar bu konuda aşırı hassas davranmalıdırlar. Yüksek SAR değerine sahip telefonlar; kalp rahatsızlığı,görüş bozukluğu,yorgunluk hissi,işitme bozukluğu,baş ağrısı vb. sağlık sorunlarına sebebiyet vermektedir. Bu değer bu kadar önemliyken,ucuz diye taklit telefon alan ve o telefonu kullanan insanların cesaretlerine hayranım. Ceplerinde mikrodalga fırın taşıyorlar haberleri yok. Sadece bu yüzden orjinal telefon kullanmanızı ve özelikle Çin mallarından kaçınmanızı tavsiye ediyorum. (ucuz imalat için Çin’e fabrika kurmuş büyük firmalar hariç.)
SAR değeri yüksek olan bazı telefonlar:
Motorola V195 = Sar Değeri: 1.6 W/kg
Motorola Zine ZN5 = Sar Değeri: 1.59 W/kg
Motorola Rival = Sar Değeri: 1.59 W/kg
Motorola VU204 = Sar Değeri: 1.54 W/kg
BackBerry Curve 8330 = Sar Değeri: 1.54 W/kg
Motorola Crush = Sar Değeri: 1.53 W/kg
Nokia E71x = Sar Değeri: 1.53 W/kg
BlackBerry Bold = Sar Değeri: 1.51 W/kg
Facebook’a hayır
Milli abazalık giderme platformumuz facebook’un başarısı, internet tarihinde kolay kolay unutulacakmış gibi görünmüyor. Bir daha bir site bu kadar başarı sağlar mı bilinmez ama ülke olarak bu siteye bu kadar bağlanmamız hiç mantıklı değil. Tanınmış markalar dahi kendi sitesi yerine facebook adresini verir oldu reklamlarda…
Facebook çıktı mertlik bozuldu. Çoğu amatör site büyük bir darbe aldı, insanlar tüm ihtiyaçlarını facebook üzerinden karşılar oldu. Video isteyen izliyor, şarkı isteyen dinliyor, sevgili arayan buluyor, arkadaşı nereye gitmiş, arayıp sormadan öğrenebiliyor. E daha başka ne istenebilir ki. Her yöne bilmem kaç bedava dakikası olan bir birey, arkadaşını arayıp hal hatır sorup, hakkında bilgi alacağına, en basit şekilde tüm bilgilere sahip oluyor. Gittikçe dostların arası açılıyor, insanları birbirinden soğutuyor. Doğmamış çocuğuna facebook profili hazırlayan ilginç kişilikler de türedi. Çok mu gerekli, çocuğunun kulağına ezan okumaktan bihaber ama face profili hazır ve yayında. Anne karnından pörtler pörtlemez, resim çekilip ekleniyor. Artık o çocuk bu kirlenmiş dünyaya hazır, kimse ona zarar veremez, ne de olsa artık face’de.
Abazalığın, azgınlığın tavan yaptığı bu dönemlerde, genel olarak dini değerlerini yaşamayı ramazan ayına bırakan halkımız, geride kalan mübarek 11 aylarda tabiri caiz ise facebook’ta yardırıyor. Her gün bir başkasıyla tanışıyor, yeni ilişkiler, rezillikler, evli insanları yoldan çıkarmalar. Parmaklarımıza hakim olamıyoruz, yazdıklarımız bize hakim olmaya başladı. Bir profil oluşturuluyor, doğruluğu tartışılan, kişi kendisini hayali bir kişiliğe bürüyor ve o kişi gibi yaşamaya başlıyor. Etrafındaki sanal kitle geliştikçe keyif alıyor, buluşma teklif edilene kadar. Ondan sonrası arabesk dolu günler…
13-14 senelik internet hayatımda yüzlerce insan tanıdım. Herkesin birkaç ortak noktası vardı. Herkes haklıydı, en iyi dosttu, açık sözlüydü ve asla aldatmazdı. Böyle bir dünya hayal edebiliyor musunuz? Sadece nefes alsın yeter abiciler yok, yalan yok,aldatma yok… Herkes gününü geçirmek için beraberlikler istiyor, vadesi dolanın yüzüne dönüp bakılmıyor çünkü insan bol, gir face’e dürt gitsin. Çevrenizde evlenipte arkadaş grubunuzdan elini ayağını çekmiş insanlar hiç tanımadınız mı ? İnsan evlenince ne değişiyor olabilir ki arkadaşlarını silip atsın, bu gün geçirmek dostluğu değilde ne. Face’de insan bolluğu olabilir ama dost kolay bulunulmuyor. Etrafımızdakilerin kıymetini bilmezsek, mutlu günümüzde, kötü günümüzde dürtülmek fayda etmez, yanımızda insan ararız.
Ben bir arkadaşınız olarak buradan sizleri uyarıyorum. Evliyseniz, eşinizi facebooktan uzak tutun,çocuklarınızı uzak tutun, kendinizi de uzak tutun. Akrabalarınızdan, dostlarınızdan haber almak için telefon kullanın, gizli takip etmek yerine, arayıp serzeniş dinlemek daha onurlu bir davranıştır. Çok birliktelik yıkan bu site neslimizin en büyük düşmanıdır. Uzak durun ne kadar durabiliyorsanız, beni de hiç orada aramayın, hâlâ orada yokum ve olmayacağım…
Haylaz.com Mobil Sürüm
Cep telefonundan sayfamızı takip edenler için mobil sürüm yayına girmiş bulunmaktadır. Tarayıcınıza www.haylaz.com yazdıktan sonra telefonunuza en uygun sürüme yönlendirileceksiniz.
Ötv’ye zam
Maliye bakanlığı güzel geliştirdiği bir atak ile sigara, içki,cep telefonu ve arabada ÖTV’leri arttırdı. Hayırlı olsun diyelim ilk önce, yavaş yavaş detaylara inelim.
Herşey günlük güneşlik yolunda ilerlerken ansızın ajanslara düşen bu zam haberi bizleri sarstı. Ne diyordu bu haber kısaca bize:
Türkiye 140 TL olan bir cep telefonu 200 TL olacak. (Bu yazımı bugün okuyan arkadaşlar eğer cep telefonu alacaksanız bugün meşhur bir bilgisayar firmasının %25′lik indirimi var. Fiyatlarını kontrol ettim, yeni ötv oranlarını yansıtmamışlar. İhtiyacı olan kaçırmasın.)
Yaklaşık 160 Bin TL’ye aldığınız lüks otomobili artık yaklaşık olarak 200 Bin TL’ye alacağız.
Neden yılbaşından 3 ay önce yapıldı bu zam, düşünüyor musunuz ? Çünkü bizim büyüklerimiz gelecek bu zammın haberini fısıltı gazetesinden almışlar ve stok yapmaya başlamışlar. Maliyede erken stoğun önünü kesmek için çaktı zammı
Arabalarda 1600-2000cc’ye kadar olanların fiyatları yaklaşık olarak %12.5 zamlandı. (Örnek vermek gerekirse yaklaşık 85 Bin TL olan Ford Mondeo 2.0 tdci artık 96 Bin TL’den alıcı bulacaktır. Tabi bulabilirse.) 2000cc ve üzeri araçların %84 olan ÖTV’si %130 gibi çılgın bir rakama yükseltildi ki bu araç fiyatının yaklaşık olarak 4′te birine denk geliyor. Bknz. yukarıda verdiğim lüks otomobil örneği. Güçlü araç almak isteyenler bir kere daha düşünmek zorunda kalacaklar gibi.
Lüks tüketimi baltalayacağını düşündüğüm bu zammın, 1.6 araçlarda patlama yapmasını bekliyorum. Özellikle patlama beklediğim araç ise yakın zamanda ülkemize gelecek olan BMW 3.16d, bu otomobil tabir-i caizse, peynir ekmek gibi satacaktır. Zammın detayları :
Bakanlar Kurulu kararına göre motor hacmi 1.600 cc’yi geçmeyen otomobillerin vergisi yüzde 37’de tutulurken, motor silindir hacmi 1.600-2.000 cc arasında olan araçlarda vergi oranı yüzde 60’tan yüzde 80’e, motor silindir hacmi 2.000 cc’nin üzerinde olan araçlarda, yüzde 84’ten yüzde 130’a yükseltildi. Yeni oranların 1.6 litre otomobilin satış fiyatına yüzde 12.5,2 litrenin üzerindekilere de yüzde 25 yansıması bekleniyor. Yük taşımacılığında kullanılan araçlarda ÖTV yüzde 10’dan yüzde 15’e çıkarıldı, bu kapsamdaki elektrikli araçlardaki ÖTV yüzde 10 olarak bırakıldı. Öte yandan tütün içeren purolar, uçları açık purolar ve sigarilloların vergi oranları yüzde 30’dan yüzde 69’a, asgari maktu vergi tutarları ise 0.1325 liradan 0.1450 liraya çıkarıldı. Tütün içeren sigaraların ve tütün yerine geçen maddelerden yapılmış sigaraların da vergi oranı yüzde 63’ten yüzde 69’a, asgari maktu vergi tutarı da 0.1325 liradan 0.1450 liraya yükseltildi. Vergi oranları yükseltilen ürünler arasındaki cep telefonunda ÖTV oranları yüzde 20’den yüzde 25’e çıkarılırken, maktu vergi 40 liradan 100 liraya yükseltildi.
Alkollü içkilerde ise asgari maktu vergi tutarları artırıldı. Buna göre birada vergi oranı yüzde 63, asgari maktu vergi tutarı 0.53 TL, taze üzüm şarabı 2.94, köpüklü şaraplarda 19.82 TL, vermut ve diğer taze üzüm şaraplarında 27.18 TL, alkol derecesi yüzde 22’den fazla olanlarda 105.8 TL olarak belirlendi. Asgari maktu vergi oranları cin ve votkada 70.35 TL, rakıda 63.48 TL oldu.
Ne diyelim, Allah bugünümüzü aratmasın.
Ucuz Akaryakıt Almak (Yasal)
Akaryakıt zamları bizleri artık pekte etkilemez oldu. Nasıl olsa alıştık deyip, indirim haberlerine bile pek kulak asmıyoruz. Fakat ben sizlere biraz değişik bir yöntem anlatacağım. Bu yöntem tamamen yasa içi
olup ilginizi çekecek,kafanızın üstünde ampul yanacak ve aksi bir durumla karşılaşılması halinde hiçbir şey bizleri alakadar etmeyecek.
Gelelim nasıl ucuz yakıt alacağımıza. Bildiğiniz gibi akaryakıt firmaları eskiden puan toplattırıp hediye dağıtırlardı. Bu hediyelerden en çok kim faydalanırdı ? Tabi ki akaryakıt bayilerinde çalışan dostlarımız. Nasıl mı ? Gün sonu toplam akaryakıt puanları çalışanlar arasında eşit parçalara bölünür, kişisel kartlarına yüklenirdi. Her ay bir hediye alanını tanıyorum, daha fazla olanı da muhakkak vardır.
Akaryakıt firmaları hediye dağıtmayı durdurmak zorunda kalınca en çok akaryakıt çalışanlarının içi cız etti. Artık topladıkları puanlar bir işe yaramıyacaktı fakat gelin görün ki demokrasilerde çareler birbirini kovalıyor.
Nasıl ucuz yakıt alacaksınız ?
İlk olarak aracınıza yakıtı her zaman aynı bayiden alınız, bu hem aracınızın başına kötü birşey gelirse işinize yarar (dava açacağınız akaryakıt dağıtıcısı belli olur) hem de akaryakıt bayisinde çalışan insanları tanımaya başlarsınız. Asıl tanımanız gereken kişiler, pompacılar değil, marketteki kasiyerdir. Kredi kartınızdan ödeme yaparken yavaş yavaş kurbanınızla muhabbet kurmaya çalışın. Gel zaman git zaman, memleket neresi, adın ne, kanka bugün nasılsın? seviyesine ulaşırsınız. Ve artık can alıcı soruyu sorma zamanı geldi demektir.
Puanları nasıl kullanıyorsunuz, artık hediye de vermiyorlar, sizin için kötü oldu değil mi ?
Cevapları kesinlikle olumsuz olacaktır. Bastırmaya devam ediyoruz.
Senin kartında puan vardır, bana o puanları satar mısın ?
Cevap yüzde yüz olumsuz olacaktır. Çünkü kendilerine puan yüklemeleri yasak. Sizden şüphelenmemelerini sağlamalısınız.
(Shell’de, 10 dakika içerisinde smart puan yüklenmezse, makine otomatik olarak puanı siliyor. Bu sisteme yeni geçti, diğer akaryakıt firmaları hakkında bilgim yok. Bunu bahane edebilirler,hazırlıklı olun.)
Bir şekilde kendi özgün yönteminizi kullanarak arkadaşı ikna edin. Kaç puan yüklersen %50′sini sana nakit öderim, benim kartım burda kalsın, puanları ona yükle, yaparız sana bir güzellik vs. Aklınıza ne geliyorsa teklif edin. Kabul ettirebilirseniz iyi bir kâr sağlarsınız.
Ben ufkunuzu açarım gerisine karışmam. Lütfen dikkat, ben yapıyorum demedim, hiçbir sorumluluk almıyorum.
Başarı hikayelerinizi bekliyorum, mail atın.
